Radyo Sinezen Radyo Sinezen

DUYURU:
Ana Sayfa Sorulara Cevap 5 Ağustos 2023 228 Görüntüleme

Hüseyn’i kıyam galip mi mağlup mu oldu?

Soru: Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) gerçekleştirdiği kıyam galip mi oldu, mağlup mu? Nedenleri ile birlikte açıklar mısınız?

Cevap: Bu sorunun cevabını vermeden önce şu önemli noktalara dikkat etmemiz gerekir:

1. Nokta:

İmam Hüseyin (a.s) bize göre evvela Allah’ın hüccetidir. Hz. Resulullah’ın (s.a.a) vasisidir. Allah’ın velisi ve ümmetin tayin edilen imamıdır. Dolayısıyla O, her hareketinde İlahi ve Nebevi düsturlar ve emirlerle hareket etmektedir. Keyfi ve indi değil. Buna inanan Ehlibeyt mektebi, buna elbette akli ve nakli deliller de sunmaktadır. Fakat şu an onları açıklamanın yeri değil.

Ama bu hususu göz ardı etsek bile, O’nun hayatından haberdar olan, ilmini irfanını bilen, akıl ve mantık gücünü, feraset ve basiretini az buçuk tanıyan bir kimse, öyle bir hikmet ehli şahsiyetin aldığı kararlarda, gerçekleştirdiği hareketlerde mutlaka faydalı, makul ve mantıklı hikmet ve gerekçeler arar. Yani şunu bilir ki böyle bir insan sonuçsuz, faydasız ve abes bir harekete asla yeltenmez.

Öbür taraftan Hüseyni kıyamı sırf zahiri, maddi ve dünyevi kıstaslarla değerlendirdiğimizde elbette ortada bir mağlubiyetin olduğu, zulüm, musibet, acı ve gözyaşından başka bir şeyin gözükmediği aşikârdır. Ama bütün bunlara rağmen öyle hekim, âlim, basiretli akıl ve mantık ehli birinin bunları önceden kestirmesi zor değildi. Çünkü ortadaki dengeler, iki cephenin imkânları ve zahiri durum bunu fazlasıyla gösteriyordu. Nitekim zahiri ve dünyevi bir bakış açısıyla olaya yaklaşan birçokları İmam Hüseyin’e nasihat etmeye kalkışmış ve sonucu belli olan bir harekete girişmemesini öğütlemişlerdi. Ama onu asla kararından ve kıyamından vazgeçirememişlerdi.

Bütün bunları dikkate aldığımızda galibiyet ve mağlubiyet, fayda ve zarar kavramlarına daha farklı bir anlam ve yorum yüklememiz gerekir.

Kur’an-ı Kerime baktığımızda yüce Rabbimiz peygamberlerinin mutlak galibiyetinden bahsetmektedir. Hatta bunu değişmez sünnetlerinden birisi olarak ortaya koymaktadır:

 “Allah “Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz.” diye yazmıştır.” (Mücadele, 21)

Hepimiz biliyoruz ki gönderilen peygamberlerin kahir çoğunluğu zahiri bir zafer ve galibiyet elde edememiş, hatta birçoğu zalim ve tağutlar tarafından şehit edilmişlerdir.

Hal bu iken ve Allah’ın vaadinde de bir hilaf olmadığına göre galibiyeti farklı yorumlamamız gerektiği açıktır.

2. Nokta:

Kavramlara getirilecek yorumlar ve yüklenecek manalar, bunu yapan kimsenin dünya görüşüyle direk alakalıdır. Hayatı madde ve dünya ile sınırlı gören birinin getireceği yorumlar da o çerçevede olacaktır. Bu yüzden o çerçevede sonuçsuz ve faydasız gözüken her harekete elbette mağlubiyet diyecektir. Ama madde ötesine inanan, ebediyete ve ebedi dünyaya inanan bir kimse asıl kazanımları oraya ve oraya hizmet ettiği derecede değerlendirecektir, hatta madde aleminde sonuçsuz gözükse bile.

3. Nokta:

Birçokları hemen her şeyde “BEN” eksenli düşünmekte ve dolayısıyla kendisi açısından bir faydası ve gözle görülür müspet bir sonucu olan şeyi galibiyet, olmayanı ise mağlubiyet olarak görüyor. Ama kendini aşmış, Hak’ta fani olmuş veya hatta halkta fani olmuşların bile olaya daha farklı bir bakış açısıyla bakacakları kesindir.

4. Nokta:

Birçokları da kısa vadeli gözle görülür sonuçlar beklemektedirler. Dolayısıyla bu olduğu yer, galibiyet olmadığı yer ise mağlubiyettir onların gözünde.

Şimdi bu noktaları dikkate alarak Hüseyni kıyamın galibiyete ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmeye çalışalım.

Bir mümin için en büyük başarı ve zafer, İlahi imtihanlardan yüzü ak olarak çıkması, en zor, en çetin durumlarda dahi İlahi vazifesini ihmal etmemesi, kısacası Allah’a hakkıyla kulluk ve teslimiyeti, ve görevini eksiksiz yerine getirebilmesidir. Bu açıdan baktığımızda İmam (a.s) tarihte emsaline rastlanmayan en büyük bela ve musibetlere müptela olduğu, en ağır imtihanlara tabi tutulduğu halde zerre kadar sarsılmamış, sabrın, rıza ve teslimiyetten, İlahi aşkın ve irfanın en mükemmel örneğini Kerbela çölünde sergilemiş ve tarihin bütün irfan ve aşk ehlini kendine hayran bırakmıştır.

İmam Hüseyin’in mübarek kıyamının uzun vadede zahiri sonuçları da olmuştur. Emevi saltanatının yerle bir olması, zalimlerin kahr-u perişan olması, nice önemli isyan ve kıyamları tetiklemesi vs..

Ama bu İlahi kıyamın asıl başarı ve zaferi, tarih boyunca hak ve batılı kalın çizgiler ve belirgin renklerle birbirinden ayırması, insanlara kıyamete kadar izzet, adalet, özgürlük, insanlık, sevgi, aşk, ubudiyyet ve irfan dersi verecek bir mektep yaratması ve insanlığa miras bırakmasıdır.

Merhum İmam Humeyni’nin tabiriyle “Kerbela’da kan kılıca galip gelmiştir.” Bu söz ilk günlerde söylenseydi, belki bazıları gülüp geçebilirdi. Ama zaman ilerledikçe, asırlar asırları takip ettikçe bu sözün hakkaniyeti daha belirgin bir şekilde kendini göstermektedir.

Boşuna değildir ki Allah Resulü (s.a.a) “Hüseyin, hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir.”buyurmuştur. Gerçekten İmam asırlar boyu insanları İlahi ve insani değerlere doğru yöneltmekte ve onun kurtuluş gemisine binen insanları, özgürlük izzet ve saadet sahiline ulaştırmaktadır. Resul-i Kibriya (s.a.a), “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’den.” buyurarak bir taraftan onun risalet kaynağıyla ne kadar bütünleştiğini ortaya koyarak bütün söylem ve eylemlerini tasdik etmiş, diğer taraftan İslam’ın bekasının onunla, onun mukaddes kıyamı ve kanıyla sağlanacağını vurgulamıştır. En büyük zafer bunlar değil de nedir?

İmam Hüseyin’in manevi zaferinin bir boyutu da tarih boyunca onun için düzenlenen matem ve merasimlerde, insanların onunla buluşması, tanışması, onun mazlumiyetine döktükleri gözyaşlarıyla kalplerinin yumuşaması ve geçmiş hata ve yanlışlarından dönüp Allah’a kul olmaları ve nefsani ve şeytani kötülüklere veda etmeleri olmuştur; bu durum belki kıyamete kadar da devam edecektir. Bunu bilen ve gören Ehlibeyt İmamları da bundan dolayı bu meclis ve merasimlere ve mazlum İmam’a dökülen gözyaşlarına fevkalade önem vermişlerdir.

Aynı şekilde, İmam Hüseyn’i tanıyan nice gayrı müslim ama vicdanlı ve hak talibi insan, onun bereketi ve nurlu simasıyla böyle bir şahsiyeti yetiştiren İslam’a ve Peygamberine aşık olmuş ve İslam’ı seçmiştir.

Bütün bunları dikkate aldığımızda bunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki eğer İmam kıyam ve mücadelesinde zahiri anlamda bir zafer ve galibiyet elde etmiş olsaydı, bunca önemli kazanımı elde edemeyecekti. Ama o mukaddes kan, o mazlumiyet, o teslimiyet, o rıza ve aşk, o fedakarlık ve isar, o verilen kurbanlar ve çekilen çileler “Şecere-i Tayyibe-i Hüseyniye”yi ortaya çıkardı. Öyle bir kutlu ağaç ki Kur’an’ın tabiri ile: “Kökleri yerde sabit ve kökleşmiş, dalları ise gökte olan ve Rabbinin izniyle her zaman meyvesini veren” bir mübarek ağaç!! (İbrahim, 24-25)

En büyük fetih kalplerin fethidir…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Tema Tasarım | Ozakajans.com